Ben her ne kadar bi deniz kıyısı, bi havuz, bi beach club gibi dinlendirici bir gün geçirmek istesem de Umur mayosunu getirmeyerek ve satın almayarak bu hayalimi sabote etti. Biz de Hammed’den öğrendiğimiz son zamanların daha popüler bölgesi olan Mar Mikael’e gitmeye karar verdik. Ermeni mahallesi olarak da bilinen Mar Mikael,  Williamsburg’u (NYC), eski Cihangir’i, yeni Moda’yı (İstanbul) hatırlattı bize.

Mar_Mikael_2 Beyrut Lübnan

Mar Mikael Beyrut Lübnan

Mar Mikael, galeriler, barlar, hipsterlarla dolu. Bazı dükkânlara girmek için ise zile basmamız gerekiyor. Her şey acayip pahalı. Ayni zamanda oto sanayi burası. Eskiden Talimhane’deki yedek parçacılar gibi küçücük dükkânların önündeki kaldırımlar onların atölyesi. Yan yatmış bir scooterın yanından geçmeye çalışırken cami silinen bir jeepe püskürtülen camsil boynumu serinletiyor. Ayni zamanda çok sayıda bakkal var. Otelimizin olduğu bölgedeki bakkallarda pide ekmeği ve konserve humus dışında pek seçenek yokken buradakiler şarküteri, meyve sebze ürünleriyle bizim bildiğimiz bakkallara benziyor. Belki de İstanbul’daki bakkal kültürünü Ermenilere borçluyuz.

 

Beyrut Lübnan - Live Love Thank. Mar Mikael. Fotoğraf Umur Dilek

Beyrut Lübnan – Live Love Thank. Mar Mikael’de bir manav. Fotoğraf Umur Dilek

Çok şık bir restoran olan Enab Beirut‘da öğle yemeğimizi yedik. Yine peçetesinden bahçe tasarımına kadar hayran kaldık. Limonlu ve sarımsaklı bir sosta pişmiş kuzu dili benim tercihimdi, Umur da günün spesiyali dev beyaz fasulyeli (foul diyorlar galiba) sulu yemek ile şehriyeli pilavı tercih etti. Maalesef açlıktan ölüyor olduğumuz için yemek geldiğinde nefes almadan mideye indirmişiz, size fotoğrafını çekemedik. Mekanın dekoratif detaylarını görebilirsiniz.

Enab Beirut Restoran

Enab Beirut Restoran

IMG_7941 IMG_7944

İkimiz de hem seçimlerimizden hem de birbirimizin yemeğinden memnun kaldık.

Dönüş yoluna çıktığımızda happy hour’da kaldırımlara masalar atılmış sıra sıra mekânlardan birine oturduk: Lock Stock. Yorgun ayaklarımızı dinlendirirken, iş çıkışı (eğer çalışıyorsa bu insanlar) arkadaşlarıyla buluşan Beyrut hipsterlarını izledik. Motorcular, güzel kızlar, manken gibi adamlar, kulaklıklı telsiz takmış, uber ciddi servis elemanları.. Cümlelerin yarısı Arapça, yarısı İngilizce.

Bütün Lübnan seyahatimizden anı olarak bizde kalmasını isteyerek aldığımız tek eşya Ermeni cam ustalarının elleriyle yapıp üfledikleri bardaklar oldu. Bayıldık. Yeni evimize yakışır diye düşündük. Fiyatları da diğer seçeneklere göre daha uygundu. 4lü setler halinde satılıyordu. Toplam 8 tane aldık. Umur bütün gün elinde taşıdığı için dönüşte dizi sakatladı. O bardaklardan şu an 5 tane kaldı. Umur sessiz ve derinden intikamını almaya devam ediyor 🙂

bardakIMG_7962

Beyrut’un Akdeniz iklimindan kaynaklı zengin bitki örtüsünden de bahsetmek lazım. Mar Mikael’da sarmaşık kaplı benzin istasyonu görmek de münkün, mor bahar çiçekleriyle süslü ağaçlar da, palmiyeler de.

IMG_0067

Otele dönüş yolunda sevdiğimiz Gouraud sokağından geçerken, daha önce önünden geçerken beğendiğimiz Torino Express adlı barı, son gecemizin son durağı yaptık.  Küçük ama karakterli bir mahalle barı. Retro dekorasyonu, az sayıdaki kaliteli müşterileri, özgün kokteylleriyle ‘İstanbul’da olsa müdavimi olurduk’ dedirtti bize.

Torino Express Beyrut Lübnan

Torino Express – Beyrut Lübnan

 

Torino Express Beyrut

Torino Express Beyrut

Torino Express Beyrut

Torino Express Beyrut

Aynı zamanda sahibi olan barmene ‘gel İstanbul’da bir şube aç’ dedik. Bir süre daha Beyrut’ta kalmak istediğini söyledi ve kibarca teklifimizi reddetti.

Abartılı yürüyüş performansımızla 5 gün sonunda dizlerimizi ve bellerimizi elimize almış bir şekilde Beyrut’tan ayrılsak da kesinlikle geri gelinir hissi içimize yerleşti.

Mesela bir projemiz harika sonuç verdi, pek çok para kazandık, ekiple doya doya bir haftasonu kutlayalım dedik. İşte o zaman kesinlikle Beyrut’a gelinir. Deliler gibi yenilir, içilir, eğlenirilir, plajlara, havuzlara akılır ve hop geri dönülür.