İstanbul’dan Toronto’ya döndüğümden beri içinde olduğum hali, ‘kış uykusu’ olarak tanımlamak en doğrusu sanırım. Bir ay boyunca Türkiye ziyaretimde aranan, özlenen, sevilen, neredeyse ‘ünlü’ muamelesi gören bir kişi olmaktan çıkıp, işsiz, hedefsiz, hasta kişiye dönmek ilginç oldu. Şansıma Toronto’nun uzun yıllardır yaşadığı en soğuk kışlardan bir olunca da ayarlarım iyice şaştı.

SAD

Zaten karanlık, kış günlerinde ışık eksikliğinden negatif etkilenen bir bünyem var. Mevsimsel Duygu/Durum Bozukluğu. İngilizcesi SAD (Seasonal Affective Disorder). Geçtiğimiz Ocak ayı İstanbul da güneşsiz günlerle doluydu ve tanıdıklarımda da benzer ‘keyifsizlik’ ve ‘yorgunluk’ hali mevcuttu. İşte o hali ben de Şubat ayında, üzerine bir tutam ayrılık acısı, iki tutam grip virüsü, epeyce başarısızlık korkusu eklenmiş şekilde yaşadım.

Hiç bir şey yapamadım. Yapmam gereken, yaparsam iyi olacağını bildiğim hiç bir şeyi yapamadım. Yapamamanın verdiği tembellik ve suçluluk duygusu da yukarıda verdiğim depresif ruh haline eklenince, iyice hareketsiz kaldım.

Evimden acıklı kış manzarası

İnsan o kadar çaresiz ve çıkışsız olduğunu düşündüğü bir durumda başkalarıyla görüşmek istemiyor. Onlara ne diyebilirim ki? Beni bu halde görmesinler! Onları da kaybetmeyeyim. Kim böyle biriyle görüşmek ister ki? Kim beni işe alır ki? Kanada’ya döndüğümden beri iki işim oldu. İkisi de Kanada’daki ilk dönemimden (1993-2004) az, çok tanıdığım kişilerin bana inancıyla mümkün oldu. Birinden kendim ayrıldım. Diğerinden kovuldum. Bu yaşta, bu tecrübeyle kendimi Kanadalı bir şirkete pazarlayıp, iş bulmam imkansıza yakın. Bulsam bile kalitesi nasıl olacak? Yine insanlar bana kaba ve kötü davranacak.

Büyük Kayıp

İşte böyle kendimi iyice baltalayan, karamsar düşüncelerde kaybolmuşken çok acı bir haber adım. Çok ama çok sevdiğim biricik amcamı, Emmim Özer’i, beklenmedik bir şekilde kaybetmişiz. Türkiye ziyaretimde iki kere görüştüğüm, kendisini çok iyi bulduğum, içindeki neşeli ve çocuksu enerjisini hiç kaybetmeyen amcam, her sabah yaptığı gibi ekmek ve gazete almak için bakkala giderken kalp krizi geçiriyor. Müdahaleye rağmen kurtarılamıyor.

Emmim Özer

Ne garip bir durum. Daha bir, iki hafta önce ailecek yemek yediğim, birlikte şarkılar söylediğim, bebeklik fotoğrafında pipisini görüp, dalga geçtiğim, ‘sen hepimizi gömersin’ esprisi yaptığım amcam , ‘Petek sen artık geri gel’ diyen amcam, artık istediğimizde erişebileceğimiz bir yerde değil.

Sağlıklı ve iyi olduğunu bildiğinde, iç rahatlığıyla belli bir mesafede tuttuğun amcan, teyzen ya da dedenin beklenmedik ve geri dönülmez bir şekilde gitmiş olması, çok üzücü olduğu kadar çok da ‘uyandırıcı’ bir hal.

Son günlerde annemin ve babamın peşi sıra birçok arkadaşlarını kaybettiğini biliyordum. Vefat edenleri o kadar tanımadığım için annemlerin yaşadığı şok ve üzüntüyü yaşamamıştım. Tabii sevgili amcamı kaybetmek, onun ani yokluğunun beni, kuzenlerimi, eşini, babamı, tüm sevenlerini nasıl etkileyeceğini düşünmek, ölümsüz gibi yaşadığımız hayatımıza başka bir gözle bakmamıza neden oluyor.

Amcacım, Emmim Özer, sana ayrıca bir mektup yazmak istiyorum. Seni ne kadar sevdiğimi, bana ne büyük katkıların olduğunu, hakkını nasıl ödeyemeyeceğimi sana hiç söylemiş miydim?

Paylaşmak İyileşmektir

Sizinle zorluklarımı paylaşmak istiyorum çünkü ‘bir saatten sonra’ yurt dışına gidip, hayat kurma çabalarımı bir süredir takip ediyorsunuz. Belki ‘ben de yaparım’ diye düşünüyorsunuz. Belki zaten çeşitli girişimlerde bulundunuz, örnek hikayelerden tüyo ya da feyz almak istiyorsunuz. Belki çocuklarınız yurtdışına okumaya ya da yaşamaya giderse nasıl olur diye merak ediyorsunuz. Belki Türkiye’de ya da yurtdışında benzer zorlukları yaşıyorsunuz. Kendinizi ve içinde olduğunuz hali sadece size özel ve çözümsüz hissediyorsunuz. Bilin ki, bilelim ki, bunlar zaman zaman hepimizin yaşadığı haller. ‘Bu da geçer yahu’ diye değerlendirmemiz gereken durumlar. Kişi depresif olunca, bu psikolojik yükün altında eziliyor. Benim gibi mantıklı, adaptasyonu yüksek, Live Love Thank, Yaşa Sev Şükret, gerisi hallolur felsefesini seçen ve propagandasını yapan biri bile bu ağırlığı kaldıramayabiliyor.

Kanada’nın güneşsiz kara kışı

Yavaş yavaş daha iyi hissediyorum kendimi. Toronto’daki arkadaşlarımdan bu durumu saklamak yerine onlarla paylaşmaya başladım. Hepsi çok iyi anladıklarını söyleyip, kendi benzer tecrübelerini, buldukları çözüm ve çıkış yollarını paylaştılar benimle.

Size bir süredir yazamamamın nedeni buydu. Size olumlu örnek olmak için bir sorumluluk hissettiğimden, yaşadığım, çözümsüz gibi görünen bu durumu ilk başta paylaşmak istemedim. Bir kere daha fark ediyorum ki, paylaşmak, iyileşmenin önemli bir adımı. Depresyon dünyada milyonlarca kişinin yaşadığı bir problem. Bilim insanları yeni çareler bulmak için sürekli uğraşıyor. Terapi, ilaç tedavisi, meditasyon, egzersiz bilinen bazı çözümler. Şimdi bağırsaklara bakteri transferi yaparak depresyonu yenmeye çalışıyorlarmış.

İşte böyle dostlar. Kanada’ya 12 yıl aradan sonra ikinci göçümde, iki buçuk yıl içinde olduğum nokta bu. Tabii ki her şey daha iyiye doğru gelişecek. Tabii ki öyle ya da böyle bir iş bulacağım. Tabii ki size anlatacağım daha keyifli hikayelerim ve keşiflerim olacak. Bu zor zamanı da paylaşmak istedim. Olur da sizin içinizde de benim gibi hisseden, düşünen varsa, sanal olarak da olsa el ele tutuşalım, bilelim ki zor günler geçecek. Kendimizi yine sevip, kendimize yine inanıp, bütün dünyanın bunu zaten bildiğini görüp, yaşama istediğimiz şekilde dahil olup, katkıda bulunacağız. Bazen hiç bir şey yapamadığımız hissettiğimizde bile, bunu çevremizle paylaştığımızda yaşama dahil olup, katkıda bulunuyor olabiliriz.

Wiki ‘Kış uykusu’nu, soğuk ve kurak mevsimlere karşı koyabilmek için canlı varlıkların yapısında görülen olayların tümü olarak tanımlamış. Yaşamsal olarak zor gelen zamanlarda beynini ve bedenini yavaşlatıp, az enerji ile pasif bir şekilde şartlara katlanıp, şartlar düzeldiğinde tam işlevsel ve aktif hale geri dönmek. Kendi kış uykumu işte tam olarak böyle tanımlıyorum.

Bahar, yakındasın biliyorum. Uykum açılıyor, karnım acıkıyor, hissediyorum. Önce güzel bir esneme, sonra av ve ekim zamanı.

güneş açınca da kış manzarası başka bir güzel oluyor

Daha Gülecektik

Size şimdilik güle güle demeden, bir de komik bir hikaye:

Depresyonumun tam ortasında, Şubat’ın sonundayken, Kanadalı, can bir arkadaşım, bana yardımı olur belki diye, başka mevsimlerde de gitme şansım olan kabinine davet etti. Gerçekten de iyi geldi. Ama derin Kanada soğuğunu daha önce hiç bilmediğim şekilde tattım. Kabin, Toronto’dan 3-4 saat uzak bir yerde. Kışın tesisat boruları donmasın diye içindeki sular boşaltılan, antifriz ile doldurulan, akan suyu olmayan bir yer. Hem içme hem de diğer tüm amaçlı kullanım için suyumuzu, yiyeceklerimizi götürmemiz gerekiyor. Arabadan kabine ulaşmak için ise ‘snowshoe’ yani ‘kar ayakkabıları’ giymek gerekiyor. Kar ayakkabıları tenis raketi gibi, ayakkabımızın altına bağlanan, vücut ağırlığınızı daha büyük bir yüzeye dağıtıp, yerdeki bir metre kara batmadan yürümenizi sağlayan bir aparat.

Petek donmuş nehir üzerinde kar ayakkabılarıyla yürürken

Petek donmuş nehir üzerinde kar ayakkabılarıyla yürürken

Bu şekilde eşyaları bir kaç turda arabadan kabine taşıdık. Kabine aylardır girilmemiş. Zamanlamayı iyi yaptık. Buzlu yağmurlar (freezing rain) ve kar fırtınalarının bir iki gün ara verdiği, havanın biraz ısınacağı iddia edilen tarihte gittik. Yani dışarısı sıcacık -8 derece. Kabine girdik, içerisi -10 derece. İçerisi dışarıdan daha soğuk!

Petek ve soba ve termometre. İçeri ve dışarı sıcaklığına bakın lütfen. Fevziye teyzemin verdiği patikleri de sobaya çok yaklaştırınca yaktım 🙁

Odun sobasıyla ısıtacağız kabini. Neyse ki hazır odun var. Hemen sobayı yaktık. Eşyaları arabadan taşırken, o soğukta terlemişim. Annemden küçükken öğrendiğim kural ‘terli terli oturma’ olduğu için hızlıca kıyafetlerimi değiştirdim. Tabii ki hem ortam, hem de kıyafetlerim de -10 derece. Neyse tekrar palto, şapka, 3 yün çorap (biri Fevziye Teyzemin verdiği el örgüsü yün patik) giydim. İçerisi hala -10 derece. İki saat sonra -5 derece oldu. İki saat sonra 0 derece. Hmmm demek ki böyle, her iki saatte 5 derece yükseliyor ısı. Bu arada tabii ki yola çıkarken regli olmuştum. Olur ya tam zamanını bulur! Tuvalete gitmem lazım çok kötü fena bir şekilde. Tuvalet kabinin içinde ama susuz. ‘Kompost’ yani üretimimizi altındaki depoda talaşla karıştırıp gübreye dönüştüren bir tuvalet. Çişini yapınca bir şey yapmıyorsun. Tuvalet kağıdını bile klozete atmıyorsun. Kaka yapınca bir kepçe talaş atıyorsun üzerine. Kabinden ayrılırken de klozetin önündeki kolu açıp çeviriyorsun ki, herşey karışsın. Taşıdığımız içme sularını da elimizi yıkamak için falan kullanacağız. Harika! İçerideki hava ne kadar soğuk olursa olsun artık dayanamayıp tuvalete girdim. Önce buz gibi klozete oturunca çok garip hissettim kendimi. Çişimi yapıyorum sıcak sıcak. Başka her yerim donuyor. Her şey çok yanlış geliyor. Hanımlar bilirsiniz, pedimi değiştirmem gerekiyor. Yeni ped yapışması gereken yere yapışmıyor! Nasıl yani? -10 derecede denenmemiş mi bu ürün? Sinirlerim bozuluyor oturduğum yerde kontrolsüz gülmeye başlıyorum. Kim tahmin ederdi, günlük hayatta kullandığımız ve güvendiğimiz yapışkanın belli ısı farklarında işlevsiz olacağını?! Kim tahmin ederdi şehir kızı Petek’in bu şartlarda kendini test edip, zevk alacağını? Kim tahmin ederdi hayatın bu kadar zor, bu kadar güzel, bu kadar üzücü ve bu kadar komik olabileceğini?

Live Love Thank. Yaşa Sev Şükret çünkü biri olmadan diğerleri olamıyor. Hiçbirini yapamadığımız zamanlar olsa da, o anların bile gelişmemize katkısı var. Yokluk hali görevini yerine getirince, varlığın gerekleri de yerine gelecek.

Rüzgar iyi esiyor.

Hikaye kitabındaki resimler gibi.

Donmuş nehrin üzerindeki hayvanat ayak izleri.

Geyikler bile karda gömülerek yürüyor.

 

Barrie şehri ve kış da güneşli günlerde hiç fena değil.

 

Donuk Simcoe gölü üzerindeki kış hayatı, balıkçı kulübeleri. Yazın yüzüyorlar bu gölde!

 

Bu da Toronto’nun güneşli bir kış gününden…