Salı akşamları sinemalar herkese $5 -$8 arası indirimli. Ben de bütçesine dikkat etmeye çalışan ve evde televizyonu olmayan biri olarak, her Salı bir filme gitmeye çalışıyorum. Geçen hafta aynı zamanda yeni Star Wars filminin açılış haftasıydı. Her yerde Rogue One teaser’ları dönüyor. Ben de merak ediyorum ama hemen gitmek istemiyorum. Zaten yeni filmler ya Perşembe ya da Cuma vizyona giriyor. İndirimli Salı kuşağı tabii ki ilk vizyona girdiği güne denk gelmiyor.

Toronto’da Star Wars ve Cüneyt Arkın ile karşılaşacağınızı düşünür müydünüz?

Denis Villeneuve‘ün ‘Arrival‘  filmini izlemek için biletimi aldım. Yerimi kaptım. Küçük bir salon ama olsun daha iyi festival tadında. Reklamlar bitti, gelecek film fragmanları başladı. Ne? Türk Star Wars  mu? Anam! ‘Dünyayı Kurtaran Adam‘  Fragman bile yapmışlar. Her yerde dönen ‘Rogue One‘  yerine bu harika alternatif sinema Türk Star Wars diye ‘Dünyayı Kurtaran Adam‘ fragmanı döndürüyor! Maalesef sadece bir gece, tek bir seansta gösteriyorlardı. O akşam yine hiç bitmeyen Noel partilerinden birine gitmem gerektiği için bir kere daha bu en merak ettiğim film, Toronto’da yaşadığım mahallede karşıma çıksa da izleyemiyorum. Vardır bir hikmet. Belki bir gün Cüneyt Arkın’ın da olduğu bir gösterimde izlemektir nasip 😉

Toronto'da Dünya'yı Kurtaran Adam posteri. Türk Star Wars'u

Toronto’da bir sinemada Dünya’yı Kurtaran Adam; Türk Star Wars’u

Toronto'da Dünya'yı Kurtaran Adam posteri. Türk Star Wars

Toronto’da Dünya’yı Kurtaran Adam posterleri

Dünya'yı Kurtaran Adam gösteriminde filmin açıklaması. Toronto'da 11. hafta

Dünya’yı Kurtaran Adam gösteriminde filmin açıklaması.

 

Madem hala Toronto’dayız, O Zaman Devam..

Sosyal bir hafta oldu. Sanki gizli bir güç son yazımın gözyaşlarını silmek için seferber olup, hafta boyunca çok güzel insanlar çıkarttı karşıma.

Önce Live Love Thank’i Toronto’da keşfeden, yeni takipçimiz Münevver ile tanıştım. Toronto’da üniversite eğitimine başlayacak oğlunun, evden, yurttan uzakta düzen kurmasına yardımcı olmak için buralara kadar gelen genç anne Münevver de benim gibi böcek problemleriyle karşılaşmış. Bakınız Toronto ve hamamböcekleri yazımız.

Toronto'da 11. hafta: LLT buluşması, Münevver hanım ve Petek

Toronto’da 11. hafta: LLT buluşması, Münevver hanım ve Petek

Toronto'da 11. hafta: LLT buluşması, Münevver hanım

Münevver hanım

Böcek olsun, yeni düzen kurmak olsun, Toronto’yu keşfetmek olsun pek çok yönden kesişen yollarımız hakkında konuşmak, dertleşmek, tecrübelerimizi paylaşmak bana çok iyi geldi. Tam İstanbul’a olan özlemim doruğa ulaştığında Toronto’nun olumlu yönlerini bir başka ağızdan duymak iyi oldu. Her ne kadar yeni İzmirli/Ankaralı arkadaşım İstanbul’da yaşadığımız evin manzarasını görünce, her şeyi bırakıp dönmemi söylese de (!) bulunduğumuz ana şükretmek konusunda el sıkışıp muhabbetimize devam ettik 🙂

Hayat böyle. Her zaman isteğin ve sevdiğin her şeye sahip olamıyorsun. ‘Sahip olmak’ zaten yanlış bir ifade. Elindeki imkanları kaçırmayıp tadını çıkartacaksın, o anlar için şükredeceksin. Yarın hangi imkanlar bizimle olacak, hangileri olmayacak bilemiyoruz. İçinde olduğumuz durumun bizim için o an en iyisi olduğunu düşünüp yaşamak, elimizdekinin kıymetini bilmek en doğru karar.

Bunları yüksek sesle söylüyorum çünkü işte çok sıkılmaya başladım. Beni tanıyanlar ne kadar maymun iştahlı ve tembel olduğumu bilir. O yüzden harf harf, söylediğimin, yazdığımın farkında olup, sıkıcı da olsa işime dört elle sarılıp, elimden gelenin en iyisini yapıp, şükretmem gerektiğini hatırlatmam gerekiyor kendime.

Siz nasıl yapıyorsunuz? Bir şeyler rutine bağlanınca, ‘kış modu’na girdiğinizde, nasıl motive ediyorsunuz kendinizi? Lütfen yorum olarak yazın. Birbirimizin tecrübesinden faydalanalım.

Tabii kişinin sadece işiyle de sınırlı kalmaması gerekiyor. Eşinizden, dostunuzdan, alışık olduğunuz düzen ya da düzensizlikten uzakta olunca, iş  insanı yorunca, eve gelip, kıvrılıp, küçük bir top haline gelip hiç bir şey yapmak istemiyor insan. Hâlbuki yapacak çok şey ve onları yapmak için çok zamanımız var.

Yoga, spor salonu, dans kursları, yeterlilik okulları, seramik atölyesi, video-montaj dersleri… Yapmak istediğimiz, kendimizi geliştirmek istediğimiz ya da bize iyi geleceğini düşündüğümüz konuların üzerine gitmeliyiz.  Atmadığımız her adım, harcamadığımız her efor, kendimizden çaldığımız bir imkan olarak bizi geride tutacak.

İşte böyle ikilemler içinde haftanın bitmesini bekledim.  Neyse ki haftasonu yeni bir umutla başladı.

Kanada ve Para, Para, Para

Kanada’daki çalışkanlığı ve iş hırsını şöyle özetleyim size: Bankalar haftasonu da açık!

Bankada bir danışmanla Cumartesi sabahı, 9 buçukta randevum vardı. Bana yatırımlardan bahsetti. Burada üç kuruşunuz da olsa, borsada ya da devlet fonlarında paranızı değer kaybetmeden korumanız hatta biraz da üzerine değer katmanız için teşvik ediyorlar. Ama tabii ki sonuç almanız için minimum 2 yıl beklemeniz gerekiyor.

Düşünün faizlerin %1’in altında, enflasyonun %1.7 gibi bir rakamda seyrettiği bir ülke Kanada. İşsizlik %6.8. Ve paraları aman değer kaybetmesin diye yatırım seçeneklerini düşünüyorlar sürekli. Bu ülkeyi kuranlar kapitalizmi de yaratanlar olunca mantıklı her halde.

Çalışanlar uzun süre çalışacaklarını, eş bulup, bütçeleri birleştirip, ev satın alıp, aile olup, uzuun hayatlarının sonuna kadar borç öderken bir yandan da uzun soluklu yatırımlarla para tasarruf edeceklerini düşünüyorlar. Hayat bundan ibaret adeta.

Lübnan asıllı olduğunu öğrendiğim bankacıya teşekkür edip, müsadesini istedim: ‘Canım, gelecek günden emin olunmayan bir ortamdan buraya yeni gelmiş biri olarak minimum iki yılda geri dönüş vaad eden yatırım planlarınız bana pek uymuyor. Bilirsin bizim oralarda durumlar farklı.  Üç kuruş için uğraşamayacağım. Kusura bakma.’

Yarım saatlik görüşmemizin sonunda BANKACInın ağzından şu ifade çıktı: ‘Burada, Kuzey Amerika’da her şey para zaten. Korkunç bir şey!’. Evet bakalım Petek mi Kanada’ya boyun eğecek? Kanada mı Petek’e? Devrim her yeni kişiyi kazanarak gerçekleşecektir 🙂

Noel Partilerine Kaldığımız Yerden Devam

Cumartesi günü katılacağım iki Noel partisi olduğu için kendimi manikür/pedikür ile şımartmaya karar verdim. Koreliler tarafından işletilen dükkanda Ayaka adlı Japon kıza ellerimi ve ayaklarımı teslim ettim.

Öğleden sonra yaşadığım binanın kapıcısı/bakıcısı olan hanımın (superintendent kısaca süper) dairesinde kiracılardan bir kaçının da geldiği davete katıldım. Makedon asıllı Süper, elleriyle açtığı hamurdan börekler, baklavalar yapmıştı. Misafirler mutlulukla tabaklarını ve midelerini dolduruyorlardı. İran asıllı bir çift, Pakistanlı bir kadın, Newfoundland’lı bir inşaat işçisi, emekli Amerikalı bir aktör ve emekli Kanadalı bir asker ile tanıştım. Hepsi birbirinden ilginç ve renkli kişiliklerdi.

Ev partisine gittiğim

Ev partisine gittiğim “Süper”in duvarındaki buz hokeyi takvimi.

70’li yaşlarında olduğunu düşündüğüm emekli aktör ek iş olarak sokağımızdaki bir kaç binanın önündeki karları kürüyormuş mesela.

Kanada’nın Karadeniz’i olarak bilinen Newfoundland’lı inşaat işçisi (Laz yani), memleketinde somon balıkçısıymış. Orada okyanus o kadar soğuk olurmuş ki çoğu balıkçı yüzme bilmezmiş. Suya düşerseniz yüzmeyi öğrenmeye fırsatınız olmadan hipotermi geçirip, donup ölürmüşsünüz!

Pakistanlı kadın, dairesinde masaj, kaş, manikür, pedikür hizmetleri veriyormuş.

İranlı çift bir yıldır Toronto’da ve Kanada’daymışlar. Kadın elektrik mühendisi, kocası bilgisayar mühendisiymiş. İkisi de işsizdi ve iş arıyorlardı. Kadın mühendislik işi, kocası ise marangozluk işi. Her ne kadar eğitimi ve tecrübesi Kanada’da en çok bulunan ve iyi para ödeyen iş olsa da, yazılım yerine tahta kesmeyi tercih ediyormuş beyefendi. Umur  buraya geldiğinde iyi anlaşacaklarını düşünüyorum.

Hayaller, fırsatlar, tercihler ve ‘para para para’ ülkesi Kanada.

Size Kanada’nın sunduğu ve sunamadığı değerleri size tecrübe ve idrak ettiğim şekilde aktarmaya devam edeceğim.

Önceki gün Çinlilerin işlettiği Yunan restoranından şiş kebap aldım mesela. Tipik bir Kanada durumu.

Neden olmasın?

Geçen sabah da radyoda şu hikayeyi anlattılar:

Genç bir adam alel acele tramvaya biniyor.  Panik halde bi koltuğa oturuyor. Kafasını ellerinin arasında tuttuyor. Ahlıyor. Ofluyor. Yanında oturan adam Rus aksanlı İngilizcesiyle ‘iyi misin dostum’ diye soruyor. Genç adam ‘sorma ya.. Korkunç başım ağrıyor. Bir iş görüşmesine gidiyorum. Geç kaldım zaten. Mahvoldum. Bu uzun zamandır yapacağım ilk iş görüşmesiydi. Çok önemliydi.’ diyor.

Rus adam sakin olmasını telkin ediyor. O sırada arka koltukta oturan bir kadın ‘Yanımda Aspirin var. Vereyim mi?’ diyor. Genç ‘Sağol ama suyum yok’ diyor. Yan koltukla oğluyla oturan başı örtülü bir kadın oğlunun teneffüs çantasından meyve suyu çıkartıp adama veriyor. Adam inanamayarak Aspirini ve meyve suyunu alıyor ve içiyor. Bir yandan saçını toplamaya çalışıyor. ‘Tokam da koptu, şansa bak’ diyor. Ayaktaki uzak doğulu bir çocuk saçındaki tokayı çıkartıp gence veriyor: ‘Bende çok var. Sorun değil’. ‘Teşekkürler’. Aspirini veren kadın, ‘Ben bir iş verenim. Bir sürü kişiyle iş görüşmesi yapıyorum. Sen doğruyu söyle, geç kalma nedenlerini sakın görüşmede sayma. Sadece geciktiğin için özür dile’ diyor. Rus da sakin olmasını ve o işi aldığına inanarak odaya girmesini tavsiye ediyor. Ve böylece bir tramvay dolusu insan, çok uluslu kökenleriyle küçük bir köy, küçük bir dost çemberi haline dönüşüp, tek bir kişin derdini çözmek için seferber oluyor.

Genç herkese teşekkür edip tramvaydan indikten sonra Rus aksanlı adam: ‘How Canadian of us!’ (Tam Kanadalı gibi davrandık!) demiş. Aspirini veren kadın Facebook’ta paylaşmış bunu. O kadar popüler olmuş ki, CBC Radyo sabah telefonla kadına ulaşıp anlattırdı hikayeyi. Hatta çocuğu tanıyan varsa bağlantı kurun bizimle, işi almış mı öğrenelim diye de dinleyicilere  haber saldı.

Buyrun bir de buradan yakın…

Böyle güzellikler de oluyor para para para kokan Kanada’da.

Ortaya karışık yazımı buraya kadar okuduysanız, size ekstra teşekkür ediyorum.

Sevgiyle kalın..

Yaşamaya, sevmeye, şükretmeye dair bir anınızı yorumlarda bizimle paylaşın! Güzel hikayelerimizle hep birlikte güzelleşelim.

2016 yılıyla ilgili en sıcak, en umutlu, en mutlu, en sevgi dolu hikayeye Kanada’dan bir hediye gelsin 🙂

Live Love Thank . Yaşayın, Sevin, Şükredin! Çünkü biri olmadan diğerleri olamıyor!