Öğlene kadar uyuduk. Yeni downtown dedikleri modern binalarla dolu bölgeye yürüdük.
Hem ofis binaları var hem de rezidans türü lüks yüksek binalar. Bunlar Solidere adli şirketin (bizim Ağaoğlu gibi) yaptığı über şık über pahalı binalar. Bu bölge aynı zamanda hükümet binalarının, büyükelçiliklerin olduğu bölge. Polis varlığı fazlasıyla mevcut. Cep telefonuyla mimari olarak dikkatimizi çeken bir bankayı fotoğraflarken güvenlik tarafından durduruluyoruz.

Sista Brown’s Pop Up Store

Sista Brown adli bir sanat kolektifinin ‘pop up’ dükkânına giriyoruz. Burada yerel sanatçıların mobilya, dekor, resim, kıyafet tasarımları var. Her şey ama her şey satılık. Tasarımlar sadece kısa bir sure bu burada olacakmış. Son gün her şeyi satacaklarmış ve başka bir şehirde ‘pop up’ açacaklarmış. Bu yüzden ısrarla 6 Haziran’da geri gelmemizi istiyorlar. Sadece turist olduğumuzu kimseye anlatamıyoruz. Herkes orada yaşadığımızı düşünüyor. Gerçekten etrafta bizden başka turist yok. Çok expat var. Büyükelçilik çalışanları, büyük firmaların çalışanları, öğretmenler diye tahmin ediyoruz.

Sista Brown's Pop Up Store Beyrut

Sista Brown’s Pop Up Store Beyrut

Sista Brown's Pop Up Store

Sista Brown’s Pop Up Store

Sista Brown's Pop Up Store Beyrut

Sista Brown’s Pop Up Store Beyrut

Sista Brown's Pop Up Store Beyrut

Sista Brown’s Pop Up Store Beyrut

Suriye ve Irak savaşlarından dolayı turistin ayağı kesilmiş. Tabii mantıklı. Lübnan’ın komsularından biri Suriye diğeri de İsrail. ikisi de bombalamış Lübnan’ı. Hala dış cephesinde kurşun delikleri olan binalar var. Onları tamir etmek yerine yeni ve lüks binaların yapılmasını protesto eden kişiler var.

Downtown beyrut

Downtown Beyrut

Şehirde düzgün toplu taşıma yok. Ne otobüs. Ne metro. Herkesin altında lüks arabalar. Ve binlerce kırmızı plakalı taksi dolmuşlar ve taksiler.  Nerdeyse tüm taksiler Mercedes, Audiler, Jeep’in her türü, Porsche, Eros Ramozotti (edit; Maserati demek istiyor – Umur) gibi adi olan ‘m’ ile başlayan bi İtalyan marka var ya o. İşin ilginç tarafı bu pahalı arabaların çoğunu kadınlar kullanıyor. Go girl!

Beyrut_barikatlar

Beyrut’ta barikatlar

Mohammed al-Amin Camii

Downtown’da Sultanahmet camiinin küçük kardeşi diye bahsedilen bir camii var. Mohammed al-Amin Camii. Onu bulmaya çalışıyoruz. Çok güzel mavi kubbesi var. Uzaktan görünüyor ama oraya gidecek yol dikenli teller ve polis barikatlarıyla engellenmiş durumda. Umur sonunda komanda üniformalı askere nasıl gidebiliriz diye sordu. Adam nereli olduğumuzu sordu. Türkiyeli’ye tepki ise: ‘Tek bildiğim Türk Atatürk’tür, başka yok’ oldu. İltifat mı, hakaret mi anlamadık ama eyvallah dedik. Polis kankamız oldu ve bizi barikatlı yollardan geçirdi. Burada kişisel mesafelerle ilgili kısa bir not düşmek lazım. Bu üniformalı arkadaş Umur’a çok tehditkar bir yakınlıkta duruyordu. Zaten kapı gibi mübarek, güldükçe Umur’a yaklaşıyor, omzuna vuruyor. Yaklaştıkça Umur geri adım atıyor. Türkiye Lübnan kadar yakın iki ülkenin samimiyet mesafelerinin ne kadar farklı olduğunu görmek bana Amerika’da polise yol sorarken çok yaklaştığı için tutuklanan Meksikalı hikayesini hatırlattı.

Mohammed al-Amin Cami Beyrut

Mohammed al-Amin Cami Beyrut

Mohammed al-Amin Camii

Mohammed al-Amin Camii

Neyse camiye vasıl olduk. Siyah cübbemi takdim etti kapıdaki amca. İçeri girdik. Dev kristal lambalar sallanıyor tavandan. En ortadaki en büyüğü. 3-4 tane daha küçüğü etrafında asılı ama küçük dediğime bakmayın. Umur’un büyük olanın altında fotosunu çektim oranla ilgili fikir versin diye. Dev dev dev.

Mohammed al-Amin Cami Beyrut

Mohammed al-Amin Cami Beyrut

Mohammed al-Amin Cami Beyrut

Mohammed al-Amin Cami Beyrut

Mohammed al-AminCami Beyrut

Mohammed al-Amin Cami Beyrut

 

Camiinin pencerelerinden kilise görünüyor. İşte bunlar görmek istediğimiz manzaralar. Türkiye’nin hızla kaybetmeye başladığı doğu ile batının birleşimi, kültürlerarası kardeşlik ve anlayış kavramlarının gerçeğini Beyrut’ta görmek mümkün. Camiiler kiliseler yan yana. Restoranda bira içen adamla başörtülü kadın kol kola. Ezan sesi de geliyor, kilise çanı da. Gördüğümüz kadarıyla kimse kimseye dönüp kötü kötü ya da eleştirel bir şekilde bakmıyor. Herkes olduğu gibi kabul görüyor. Hele televizyonlar çok komik. Pes peşe kanallarda camide dua okuyan kalabalıklar karşısında huşu içinde konuşan imamlar ve kilisede ilahi okuyan korolar. Ve tabii ki Muhteşem Yüzyıl. Hala televizyonlarda gösterilmeye devam ediyor 🙂

Otele doğru dönerken Osmanlıdan kalma saat kulesinin olduğu downtown bölgesinden geçiyoruz. Mütevazi kulemizde kullanılan saat Rolex. Zenginler çocuklarını sokaklara salmış. Çocukların peşinde Afrikalı ve Uzak Doğulu bakıcıları. Bakıcılar üniformalı ve işverenlerinden ayrı masalarda oturuyorlar. Yabancı hizmetçi görüntüsü biraz rahatsız edici. Şımarık çocuk konsepti fazlaca mevcut.

Downtown beyrut

Downtown Beyrut, Osmanlı’dan kalan, Rolex saat kulesi

Downtown beyrut

Downtown Beyrut

Çocuklar yarı İngilizce yarı Arapça konuşuyor. Bu arada Lübnan’da konuştukları dile Arapça demiyorlar Lübnanca diyorlar. Please. Beyaz Araplar kendilerini diğer Arap dünyasından ayırmaya çalışıyor sanırım. Amerikan özentiliği ya da benzerliği zaten çok var. Kimse bu ülkenin ekonomisinin nasıl döndüğünü bilmiyor. Bütün bu zenginler aynı zamanda Amerikan vatandaşı olabilir. Bir de beni tabii ki Arap sanıyorlar ve Arapça konuşamamamı anlamıyorlar. Gittiğim her ülkede (uzak doğu hariç) hep yaşadığım dram burada da devam ediyor yani. Herkes beni yerli, Umur’u yabancı damat sanıyor 🙂

Kısa bir moladan sonra yine yürüyerek otelimize donuyoruz. İlk günden farklı olarak odamıza gidelim, dinlenelim, giyinelim, süslenelim, öyle çıkalım diyoruz. Ortama uyum sağlayalım. Saat 8’de restoranlara gidip kek gibi tek başımıza kalmayalım. Tabii ki kıyafetlerim, havam ve manikürüm asla Beyrutlu kadınlarınkiyle yarışamaz ama elde ne varsa değerlendirmek lazım. Nitekim kırmızı ruj her zamanki gibi işe yaradı. Sokakta bir kaç ıslık ve barda bir kaç kadından tehditkar bakış aldım, kendimi daha iyi hissettim.

Beyrut şehir merkezi

Beyrut şehir merkezi

Main Street Coctail Bar

Beyrut’un İstiklal Caddesi olan Hamra’yı kesen sokaklardan birinde yan yana pek çok mekan gördük. Köşeyi döndüğümüzde karşımıza çıkan otoparkın yanındaki binanın yan duvarına Charlie Chaplin’in bir filmini projekte ediyorlar. Işığı takip edince çok hoş bir teras bistro bulduk. Main Street Coctail Bar. Olympos’taki Eski & Yeni’yi hatırlattı bize. Belki biraz daha şık versiyonu.

Main St. Coctail bar Beyrut El Hamra

Main St. Coctail bar Beyrut El Hamra

Walkman

Biz kibar kibar terasta otururken bi baktık aşağıdan çılgın bir müzik ve çığlıklar geliyor. Araştırmacı kimliğimiz tabii ki o yöne çevirdi rotamızı ve Walkman adlı bara gittik.

Walkman Club Beyrut El Hamra

Walkman Club Beyrut El Hamra

80’ler 90’lar İngiliz, Amerikan popu çalıyor. O döneme ait dekoratif referanslarla süslenmiş bir mekan. İnsanlar çoşmuş. Her yaştan insan var. Ve aynı İstanbul’da olduğu gibi bir saatten sonra Arapça pop çalınca mekanlar coşuyor, herkes göbek atıp, eller havaya yapıyor. Biz de elimizden geldiğince uyum sağlamaya çalıştık tabii 🙂 En ilginç kısmı pazar gecesi saat 2de hala mekanların bu kadar dolu olması. Beyrut by night aynı Madrid by night.

walkman_club_ Beyrut Downtown

Walkman Club, Beyrut, Downtown

Artık yorgunluktan pestilimiz çıkmış bir halde odaya yürürken de Beyrut haşeresiyle ilk tanışmamızı yaşadık. Kaldırımlarda belli aralıklarla dikili, orta yükseklikte, küçük ama bol yapraklı ve kare şeklinde budanmış ağaçlar var. Onlardan birine 20 adım kadar yaklaşmışken bir hışırtı duyduk ve tam o sırada bir fare daldan yere atlayıp yoluna devam etti. Biz de küçük bir şok ve ciddi bir silkinme yaşayıp yolumuza devam ettik 🙂

Bir Solukta Lübnan

Lübnan seyahatimizde gördüğümüz Beyrut, Jounieh, Byblos, Jeita Grotto gibi yerleri kısa bir video haline getirdik. Umarız hoşunuza gider. Siz de gezdiğiniz yerleri veya paylaşmak istediklerinizi yorum olarak yazarsanız seviniriz.